Hayat, devasa bir yapboz ve her birimiz kendi parçalarımızı birleştirmeye çalışıyoruz. Bu karmaşık tabloda bazı parçalar vardır ki, onlarsız resim hep eksik kalır. İşte o parçalara “arkadaş” diyoruz. Peki, sürekli kullandığımız bu kelimenin içini ne kadar dolduruyoruz? Birine sırf sık görüştüğümüz için mi arkadaş deriz, yoksa bu unvanın ardında daha derin, daha sarsılmaz bağlar mı olmalı? Arkadaşlık, pasif bir tanışıklıktan çok daha fazlasıdır; bilinçli bir seçim, emekle büyütülen bir bahçe ve ruhun en güvenli limanıdır. Gelin, gerçek bir arkadaşın taşıdığı üç temel rolü birlikte keşfedelim: bekçiyi, aynayı ve o vazgeçilmez suç ortağını.
Bir arkadaş, her şeyden önce sizin kişisel kalenizin gönüllü bekçisidir. Bu ne demek? Sizi yargılamadan dinleyen, en zayıf anlarınızda bile arkanızda duran kişidir. Başarınızla kendi zaferiymiş gibi gurur duyar, çünkü sizin mutluluğunuz onun da mutluluğudur. Kıskançlık gibi zehirli sarmaşıkların arkadaşlık bahçesinde yeri yoktur. Bekçi arkadaş, dışarıdan gelen eleştiri oklarına karşı sizin için bir kalkan olurken, kendi iç fırtınalarınızda da elinizden tutan kişidir. "Yapamazsın" diyen dünyaya karşı "Birlikte yaparız" diye fısıldar. Bu rol, güvenin en saf halidir. Onun yanında maskelerinizi çıkarabilirsiniz, çünkü bilirsiniz ki en savunmasız haliniz bile orada güvendedir. Bu, size kendiniz olma özgürlüğünü veren en değerli hediyedir. Birinin sizin adınıza sizin kadar endişelendiğini ve sevindiğini bilmek, hayattaki en büyük güç kaynaklarından biridir.
Gerçek dostluk, sadece sırt sıvazlamaktan ibaret değildir. Bazen en sevgi dolu eylem, en dürüst eleştiriyi yapmaktır. İşte burada ‘ayna’ rolündeki arkadaş devreye girer. Ayna arkadaş, size duymak istediklerinizi değil, duymanız gerekenleri söyleme cesaretini gösterir. Kör noktalarınızı, farkında olmadan yaptığınız hataları veya potansiyelinizi kullanmadığınız anları size nazikçe ama net bir şekilde gösterir. Bu rol zordur, çünkü gerçekler bazen can yakabilir. Ancak iyi bir ayna, yansımanızı asla kırmak için değil, kendinizi daha net görmenizi sağlamak için oradadır. Sizi sizden daha iyi bir versiyon olmaya teşvik eder. Eğer etrafınızdaki herkes sizi sürekli onaylıyorsa, ya mükemmelsinizdir ya da gerçek bir aynanız yoktur. Gerçek arkadaş, sizin gelişiminiz için risk alabilen, dürüstlüğüyle size yatırım yapan kişidir.
Bir ilişkinin temelini sadece ciddiyet ve derinlik oluşturmaz. Onu canlı tutan şey, paylaşılan kahkahalar, anlamsız şakalar ve birlikte yapılan çocukça saçmalıklardır. İşte bu da arkadaşlığın ‘suç ortağı’ yanıdır. Bu suç, elbette iyi niyetli bir suçtur; hayatın sıkıcılığına karşı birlikte işlenen bir neşe suçudur. En garip hayallerinizi anlattığınızda size "hadi yapalım" diyen, kimsenin anlamadığı bir espriye sizinle birlikte dakikalarca gülen kişidir. Onunla birlikteyken zamanın nasıl geçtiğini anlamazsınız. Bu anlar, ilişkinin çimentosudur. Birlikte gülmek, "Senin tuhaflıkların benim için normal" demenin en samimi yoludur. Zor zamanlarda yanınızda olan arkadaş ne kadar değerliyse, en basit anları bile unutulmaz bir anıya dönüştüren arkadaş da o kadar vazgeçilmezdir.
Sonuç olarak, mükemmel arkadaş diye bir şey yoktur; ancak bu üç rolü içinde dengeyle barındıran arkadaş, paha biçilmez bir hazinedir. Bazen bekçiniz olur korur, bazen aynanız olur geliştirir, bazen de suç ortağınız olur eğlendirir. Arkadaşlık, bu rolleri yeri geldiğinde içgüdüsel olarak üstlenebilme sanatıdır. Düşüncelerinizi mail adresimizden poffypuf@gmail.com aracılığıyla bizimle paylaşabilirsiniz. Unutmayın, iyi bir arkadaş bulmak kadar, iyi bir arkadaş olmak da bir o kadar önemlidir.
Gönderilen mailler KVKK’ya uygun şekilde paylaşılmayacak, paylaşılmasını istediğiniz durumlarda lütfen ayrıca belirtiniz.
Ebeveynlere Not: Çocuklarınıza arkadaşlıkta bu üç dengeyi (koruma, dürüstlük ve paylaşılan neşe) aramalarını ve en önemlisi, kendilerinin de arkadaşları için bu rolleri üstlenmelerini öğretin.