Ebeveynliğin en ham, en filtresiz anlarından biridir o an. Sabrınızın son demlerindesinizdir, defalarca söylediğiniz bir şey yine yapılmamıştır ve içinizden yükselen o volkan, ses tellerinizde bir patlamaya dönüşür. O anlık rahatlama hissi, havada asılı kalan o mutlak sessizlik... Sanki kontrol yeniden sizdeymiş gibi gelir. Fakat durup bir anlığına o sessizliğin ardındaki anlama bakalım. Bu, bir anlayış sessizliği midir, yoksa bir korku anının donukluğu mu? Bağırmak, çoğu zaman çaresizliğimizin bir yankısıdır ve ne yazık ki bu yankı, çocuğumuzun hassas dünyasında bir iletişim çağrısı olarak değil, bir tehdit alarmı olarak çınlar. İletişim, karşılıklı bir anlayış alışverişiyken, bağırmak tek taraflı bir güç gösterisidir. Bu güç gösterisi, çocuğun davranışını o an için durdursa da ruhunda daha derin ve kalıcı izler bırakır. Korkuyla sağlanan itaat, öğrenilmiş bir davranış değil, bastırılmış bir duygudur. Çocuk, neyi yapmaması gerektiğini değil, öfkeli bir yetişkinden nasıl korunması gerektiğini öğrenir. Bu durum, onun problem çözme becerilerini, özgüvenini ve en önemlisi size olan koşulsuz güvenini yavaş yavaş aşındırır.
Gerçek bir iletişim köprüsü kurmanın ilk adımı, bağırmanın bir iletişim olmadığını kabul etmektir. Bu, bir baskı aracıdır. Çocuk psikolojisi bize şunu net olarak gösterir ki, bir çocuk tehdit altında hissettiğinde beyninin öğrenme ve mantık yürütme ile ilgili bölümleri kapanır, hayatta kalma mekanizması devreye girer. Yani siz ne kadar mantıklı bir şey anlatmaya çalışırsanız çalışın, sesiniz yükseldiği anda çocuğunuzun kulakları mesajınıza değil, beyni tehlike sinyaline odaklanır. Bu durumda, aranızdaki ilişki bir öğretmen-öğrenci ilişkisinden, bir av-avcı dinamiğine evrilir. Bu dinamiğin kazananı yoktur. Çocuk kendini kapatır, ebeveyn ise anlaşılmadığını hissederek daha da hüsrana uğrar. Bu kısır döngü, aile içindeki sevgi ve güven bağını zamanla zayıflatır. Peki, alternatif nedir? Alternatif, kendi duygularımızın farkına varmaktır. Bağırma isteği geldiğinde bir an durup, “Şu an ne hissediyorum? Öfke mi, yorgunluk mu, çaresizlik mi?” diye sormaktır. Kendi ihtiyacımızı anladığımızda, bunu çocuğumuza daha sağlıklı bir dille ifade edebiliriz. “Ayakkabılarını ortada bıraktığında takılıp düşmekten endişeleniyorum,” demek, “Sana kaç kere diyeceğim şunları kaldır diye!” diye bağırmaktan çok daha etkili bir iletişim dilidir. Bu, suçu atmak yerine sorumluluğu ve duyguyu paylaşmaktır. Düşüncelerinizi mail adresimizden cguhasiptekin@gmail.com aracılığıyla bizimle paylaşabilirsiniz. Bu süreçte kendi deneyimlerinizden bahsetmek, diğer ebeveynlere de ışık tutabilir.
İletişim köprülerini inşa etmek, tuğlaları sabırla, empatiyle ve anlayışla dizmeyi gerektirir. Çocuğunuzun göz hizasına inmek, sadece fiziksel bir eylem değil, onun dünyasına adım atma niyetidir. Onun duygularını isimlendirmek, "Şu an çok üzüldüğünü görüyorum," demek, onun kendini anlaşılmış hissetmesini sağlar. Unutmayın ki, çocuklar söylediklerimizden çok, yaptıklarımızı ve hissettirdiklerimizi hatırlar. Yıllar sonra, o kırılan oyuncağı değil, o oyuncak kırıldığında sizin ona nasıl yaklaştığınızı, onu teselli edip etmediğinizi hatırlayacaktır. Bağırmanın yarattığı anlık sessizlik yerine, dinlemenin ve anlamanın getirdiği kalıcı huzuru hedeflemek, ebeveynlik yolculuğumuzdaki en değerli yatırımdır. Bu, sadece çocuğumuzla değil, kendi içimizdeki çocukla da barışmamızı sağlayan şifalı bir süreçtir. Her sakin tepki, her empatik cümle, o köprüyü biraz daha sağlamlaştırır ve o köprü, bir ömür boyu sizi birbirinize bağlar.
Gönderilen mailler KVKK’ya uygun şekilde paylaşılmayacak, paylaşılmasını istediğiniz durumlarda lütfen ayrıca belirtiniz.
Ebeveynlere Not: Bu bir mükemmellik hedefi değil, bir farkındalık yolculuğudur. Sesinizin yükseldiği anlar olacaktır; önemli olan, sonrasında çocuğunuzla bağ kurarak o duvarı birlikte yıkma cesaretini gösterebilmektir.