Hiç durup düşündünüz mü, zaman makineniz olsa ve beş yıl önceki halinizle bir kahve içme şansınız olsa ona ne söylerdiniz? Bu, nostaljik bir fanteziden çok daha fazlası; aslında kişisel gelişim yolculuğunuzun en dürüst kontrol noktasıdır. Beş yıl önce nerede olduğunuzu, neyi hayal ettiğinizi ve en çok neden korktuğunuzu hatırlamak, bugün geldiğiniz noktayı anlamlandırmak için güçlü bir aynadır. O aynaya baktığınızda göreceğiniz şey, sadece geçen yıllar değil, kazandığınız bilgelik ve aştığınız engellerdir.
Çoğumuzun geçmiş versiyonuna söyleyeceği ilk şeylerden biri muhtemelen şudur: "Korktuğun kadar kötü olmayacak." Beş yıl önce bizi geceleri uykusuz bırakan, adım atmamızı engelleyen o devasa korkular, bugün ne kadar da küçük görünüyor, değil mi? İnsanların ne düşüneceği kaygısı, başarısız olma endişesi veya reddedilme korkusu, potansiyelimizin etrafına ördüğümüz görünmez duvarlardı. O duvarların arkasında ise denemeye cesaret edemediğimiz o iş fikri, söyleyemediğimiz o güzel sözler, başlayamadığımız o hobi veya bitiremediğimiz o ilişki vardı. Geçmişteki biz, o duvarların ne kadar kırılgan olduğunu bilmiyordu. Şimdiki biz ise biliyoruz ki, en sağlam görünen korku duvarları bile cesaretle atılan tek bir adımla tuzla buz olabilirdi. Asıl pişmanlık denemekten değil, o duvarların arkasında ne olduğunu hiç öğrenememekten kaynaklanır.
Korkuların hemen yanında ise "keşke"ler durur. "Keşke o seyahate çıksaydım," "keşke o eğitimi alsaydım," "keşke fikrimi daha cesurca savunsaydım." Keşkeler, ertelenmiş hayatların ve kullanılmamış potansiyellerin hüzünlü marşıdır. Zamanın sonsuz bir kaynak olduğunu sandığımız anlarda, en değerli anları "daha doğru bir zamana" erteledik. Oysa hayat, mükemmel anı beklerken akıp giden anların toplamıdır. Beş yıl önceki halimize belki de en çok şunu hatırlatmamız gerekirdi: "Mükemmel an diye bir şey yok, sadece şu an var. Başlamak için en doğru zaman, her zaman şimdidir." O ilk adımı atmak, bir dağı yerinden oynatmak gibi görünse de, aslında yolculuğun en zor ama en sihirli kısmıdır. Bir kez harekete geçince, evrenin de size yol göstermeye başladığını görürsünüz.
Peki bu zihinsel egzersiz sadece geçmişe hayıflanmak için mi var? Kesinlikle hayır. Bu, kendimize karşı şefkat geliştirmenin bir yoludur. Beş yıl önceki halinizi yargılamak yerine onu anlamaya çalışın. O günkü bilgi birikimiyle, o günkü tecrübesiyle elinden gelenin en iyisini yaptığını kabul edin. Bugünkü sen, onun hataları, denemeleri ve hatta korkaklıkları sayesinde varsın. O, zorlu yollardan geçtiği için sen bugün daha bilge, daha dayanıklısın. Ona bir düşman gibi değil, zor bir maratonu tamamlamış yorgun bir koşucu gibi sarılın. Ona teşekkür edin, çünkü sizi bugüne getiren kahraman aslında odur. Bu farkındalık, gelecekteki beş yılınızı daha bilinçli, daha cesur ve daha az "keşke" ile yaşamanızı sağlayacak en değerli anahtardır.
Düşüncelerinizi mail adresimizden poffypuf@gmail.com aracılığıyla bizimle paylaşabilirsiniz. Gönderilen mailler KVKK’ya uygun şekilde paylaşılmayacak, paylaşılmasını istediğiniz durumlarda lütfen ayrıca belirtiniz. Bu yolculukta neler hissettiğinizi, geçmişteki size ne fısıldadığınızı duymayı çok isteriz. Unutmayın, kendini tanıma yolculuğu paylaştıkça güzelleşen, yalnız yürünmeyen bir yoldur.
Ebeveynler ve öğretmenler için not: Bu "geçmişe mektup" egzersizini gençlerle yapmak, onların öz-farkındalıklarını ve zaman algılarını geliştirmek için harika bir araç olabilir.