"Ağlama" Demenin Ötesi: Çocuğunuzun Duygusal Nehrine İzin Vermenin Gücü

Ebeveynlik, çoğu zaman içgüdülerimizle verdiğimiz anlık tepkilerin bir bütünüdür. Yere düşüp ağlayan bir çocuğa "Ağlama, bir şey olmadı" demek veya karanlıktan korktuğunda "Korkacak bir şey yok" diye telkin etmek, dilimize yerleşmiş otomatik bir reflekstir. Niyetimiz elbette iyidir; onu korumak, sakinleştirmek ve acısını dindirmek isteriz. Ancak bu iyi niyetli cümlelerin, çocuğun hassas iç dünyasında nasıl bir yankı bulduğunu hiç düşündük mü? Akan bir nehrin önüne aniden set çektiğimizde ne olur? Su akmayı durdurmaz; birikir, basınç yapar ve en zayıf noktayı bulup kendine yeni ve kontrolsüz bir yol açar. İşte çocuğun duyguları da tıpkı bu nehir gibidir. "Ağlama" dediğimizde, o duygunun akıp gitmesine, doğal yatağında sakinleşmesine engel olur, onu içeri hapsederiz.

Çocuğun bir duygu yaşadığı an, aslında onun için eşsiz bir öğrenme fırsatıdır. Üzüntü, öfke, korku veya hayal kırıklığı hissettiğinde; bu duyguların ismini koymayı, nedenlerini anlamayı ve onlarla nasıl başa çıkacağını öğrenir. Ebeveyn olarak bizim görevimiz, bu duyguları geçersiz kılmak veya bastırmak değil, onlara eşlik etmektir. "Düştün ve canın yandı, bu yüzden ağlıyorsun, seni anlıyorum" demek, onun duygusunu onayladığımızı ve geçersiz saymadığımızı gösterir. Bu onay, çocuk için paha biçilmez bir güvencedir. "Yalnız değilim, hissettiklerim normal ve anlaşılıyor" mesajını alır. Bu mesaj, onun ileride kendi duygularına güvenen, onlardan korkmayan ve onları sağlıklı bir şekilde yönetebilen bir yetişkin olmasının temelini atar. Bastırılan her duygu ise çocuğa, "Hissettiklerin yanlış, anormal veya kabul edilemez" mesajını verir. Bu mesajı alan bir çocuk, zamanla kendi iç sesine yabancılaşır ve duygularını bir tehdit olarak görmeye başlar.

Duygularını ifade etmesine izin verilmeyen çocuklar, bu enerjiyi farklı yollarla dışa vurabilir. Bu durum bazen agresif davranışlar, tırnak yeme, içe kapanma veya tıbbi bir açıklaması olmayan fiziksel ağrılar şeklinde ortaya çıkabilir. Çünkü ifade edilemeyen her duygu, bedende veya davranışta kendine mutlaka bir çıkış yolu arar. Öfkesini ifade etmesi engellenen bir çocuk, bunu arkadaşına vurarak gösterebilir. Korkusunu dile getirmesi "saçmalık" olarak nitelendirilen bir çocuk, geceleri altını ıslatmaya başlayabilir. Bizler çoğu zaman bu sonuçlarla mücadele ederken, asıl kaynağın bastırılmış duygular olduğunu gözden kaçırırız. Çocuğumuza "duygusal okuryazarlık" kazandırmak, ona kelimelerle kendini ifade etme becerisi öğretmek, bu kontrolsüz patlamaların önüne geçmenin en etkili yoludur. Ona, "Şu an çok öfkeli görünüyorsun, haydi gel bu öfkenin bir resmini çizelim" demek, hem duygusunu geçerli kılar hem de ona sağlıklı bir başa çıkma mekanizması sunar. Değerli düşüncelerinizi cguhasiptekin@gmail.com adresi üzerinden bizimle paylaşabilirsiniz.

Çocuğunuz ağladığında, korktuğunda veya öfkelendiğinde, ilk tepkinizin ne olduğunu fark etmeye çalışın. Amacınız o duyguyu susturmak mı, yoksa anlamak mı? Unutmayın ki gözyaşları, içeride biriken acının ve gerginliğin eriyip akmasını sağlayan doğal bir şifa mekanizmasıdır. Korku, tehlikelere karşı bizi uyaran bir alarm sistemidir. Öfke ise sınırlarımızın ihlal edildiğini haber veren bir bekçidir. Bu duyguları susturmak yerine onlara kulak verdiğimizde, çocuğumuza kendi iç dünyasının rehberi olmayı öğretiriz. Ona verebileceğimiz en büyük armağan, duygusal nehrinin önündeki setleri kaldırmak ve kendi yatağında özgürce akmasına izin vermektir.

Not: Gönderilen e-postalar KVKK’ya uygun şekilde gizli tutulacak; paylaşılmasını istediğiniz özel bir durum olduğunda lütfen ayrıca belirtiniz.

Ebeveynlere Not: Çocuğunuzun duygusuna eşlik etmekte zorlandığınız anlar, genellikle o duygunun sizin kendi çocukluğunuzda nasıl karşılandığıyla ilgilidir. Kendi içimizdeki çocuğun duygularına izin verdikçe, evladımızın duygularına alan açmamız da kolaylaşır.