Hayat, bizi her gün sayısız küçük ve büyük kararla sınayan bir dizi yol ayrımıdır. Sabah alarmı ertelemekten trafikte birine yol vermeye, bir arkadaşımızın sırrını saklamaktan haksızlığa karşı ses çıkarmaya kadar her an bir seçim yaparız. Genellikle bu seçimler iki temel kategoriye ayrılır: doğru olan ve kolay olan. Peki, bu iki yoldan hangisini seçtiğimiz bizim hakkımızda ne söyler? Konforun anlık tatminini mi, yoksa vicdanın kalıcı huzurunu mu tercih ediyoruz? Bu yazı, o hassas dengeyi ve kimliğimizi şekillendiren o kritik anları keşfetmek için bir davet.
Kolay olanı seçmek, doğamızda olan bir eğilimdir. Beynimiz, enerjiyi korumak ve en az dirençle karşılaştığı yoldan gitmek üzere programlanmıştır. Yalan söylemek, gerçeğin getireceği yüzleşmeden daha kolaydır. Bir hatayı görmezden gelmek, onu düzeltmenin getireceği sorumluluktan daha zahmetsizdir. Sosyal bir ortamda popüler olan görüşe katılmak, aykırı durup dışlanma riskini almaktan daha güvenli hissettirir. Kolaylık anlık bir rahatlama sunar; bir sorunu geçici olarak erteler, bir çatışmayı önler, bizi o anlık yükten kurtarır. Ancak bu konfor genellikle gizli bir maliyetle gelir: Öz saygımızdan ve karakter bütünlüğümüzden çalar; her kolay seçim, aslında "doğru olanı yapabilecek" kişiden bir parça eksiltir.
Doğru olanı yapmak ise genellikle yokuş yukarı tırmanmak gibidir. Cesaret, dürüstlük, empati ve sabır gerektirir. Arkadaşınız kopya çekerken öğretmene söylemek anlık olarak tepki çekmenize neden olabilir ama uzun vadede dürüstlüğü savunmaktır. Haksızlığa uğrayan birini savunmak sizi de hedefe koyabilir ama adaleti ayakta tutmaktır. Bu yol zordur çünkü genellikle kısa vadede bir ödülü yoktur; hatta bazen cezalandırılabilir, yalnız kalabilir, eleştirilebilir veya anlaşılmayabilirsiniz. İşte tam da bu yüzden kıymetlidir; çünkü bu seçim, dışarıdan gelecek onaya veya alkışa değil, kişinin kendi içsel değer sistemine ve vicdan pusulasına dayanır. Doğrunun dikeni batsa da bıraktığı iz kalıcı bir karaktere dönüşür.
Karakter, kalabalıklar önünde sergilediğimiz bir performans değildir. Asıl karakterimiz; kimse bizi izlemiyorken, hiçbir karşılık beklemeyeceğimizi bildiğimiz anlarda ne yaptığımızdır. Yere düşen çöpü alıp kutuya atmak, kasada sırasını beklemek ya da hakkında kötü konuşulan birini savunmak gibi küçük eylemler, karakter binasının temel taşlarıdır. Bu anlarda verdiğimiz kararlar, "Ben kimim?" sorusuna verdiğimiz en dürüst yanıtlardır. Kolay olanı seçmek temeli kumdan bir kale inşa etmeye benzer; ilk fırtınada yıkılır. Doğru olanı seçmek ise her bir kararla temele sağlam bir tuğla daha eklemektir. Düşüncelerinizi mail adresimizden poffypuf@gmail.com aracılığıyla bizimle paylaşabilirsiniz. Belki de sizin için "doğru" olanı yapmanın zor geldiği ama sonunda gurur duyduğunuz bir anınız vardır.
Gün sonunda yastığa başımızı koyduğumuzda, gün içinde yaptığımız seçimlerin muhasebesiyle baş başa kalırız. Kolay yolların getirdiği geçici rahatlık mı, yoksa doğru olanı yapmanın getirdiği içsel huzur mu daha değerlidir? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok; cevap her bireyin kendi vicdanında saklı. Ancak unutmamak gerekir ki her seçim bir imzadır; attığımız her adımla kim olduğumuzu ve nasıl hatırlanmak istediğimizi dünyaya ilan ederiz. Zor olanı seçmek sizi yorabilir, ama kolay olanı seçmek sizi siz olmaktan çıkarabilir. Seçim sizin.
Gönderilen mailler KVKK’ya uygun şekilde paylaşılmayacak, paylaşılmasını istediğiniz durumlarda lütfen ayrıca belirtiniz.
Ebeveynlere Not: Bu konuyu çocuklarınızla konuşurken "kötü" veya "iyi" gibi etiketler yerine seçimlerin "sonuçları" ve "hissettirdikleri" üzerine odaklanın. "Kolay olanı seçtiğinde ne hissettin? Peki doğru olanı yaptığında ne hissettin?" gibi sorularla kendi içsel pusulalarını keşfetmelerine yardımcı olabilirsiniz.