Hayatın yoğun temposunda kaybolmuşken, en çok ihmal ettiğimiz kişiyle tanışın: gelecekteki kendimiz. O, beş yıl, on yıl sonraki halimiz. Tıpkı bizim gibi nefes alan, hisseden, gülen ya da ağlayan ama tek bir farkla; onun mutluluğu ya da pişmanlığı, tamamen bizim bugünkü kararlarımıza bağlı. Peki, o versiyonumuzun bize gönderdiği sinyalleri ne kadar duyuyoruz? Yoksa gürültünün içinde onun sessiz çığlığını bastırıyor muyuz?
Gelecek, soyut bir sis perdesi değil, her gün attığımız adımlarla tuğla tuğla ördüğümüz somut bir inşaattır. Bugün izlemek yerine okuduğun o bir sayfa kitap, o inşaatın bir tuğlası. Bugün "yorgunum" demek yerine yaptığın o on dakikalık yürüyüş, o inşaatın harcı. Ertelediğin o zorlu telefon görüşmesi, yapmaktan kaçındığın o dürüst yüzleşme ise temeldeki bir çatlak. Çoğumuz büyük, devrimsel anları bekleriz. Hayatımızı değiştirecek o sihirli değneği, o büyük fırsatı... Oysa gelecek, büyük anlarda değil, binlerce küçük ve "önemsiz" anda şekillenir. Beş yıl sonra daha sağlıklı olmak isteyen ama her akşam abur cubura teslim olan biziz. Daha bilgili olmak isteyen ama saatlerini anlamsız içeriklerde tüketen de biziz. Gelecekteki biz, bu küçük ihanetlerin toplamından başka bir şey olmayacak.
Konfor alanı, kulağa ne kadar sıcak ve güvenli gelse de aslında potansiyelimizin etrafına örülmüş paslı bir kelepçedir. Bizi tanıdık olanda, risksiz olanda tutar. Ancak büyüme, gelişim ve tatmin, o alanın tam dışında başlar. Beş yıl sonraki haliniz, büyük ihtimalle bugünkü konfor alanınızda kalarak elde edemeyeceğiniz şeylere sahip olmak isteyecek. Daha iyi bir kariyer, daha derin ilişkiler, yeni bir beceri, daha cesur bir karakter... Bunların hiçbiri, mevcut rahatlığımızı bozmadan bize sunulmaz. Gelecekteki size en büyük iyiliği yapmak istiyorsanız, bugünkü rahatınızı bozun. Bilmediğiniz bir yola sapın, korktuğunuz o adımı atın, "yapamam" dediğiniz şeye başlayın. Konfor, geçici bir sığınaktır; cesaret ise kalıcı bir mirastır.
Hadi bir an için duralım. Gözlerinizi kapatın ve beş yıl sonraki halinizle bir kafede oturduğunuzu hayal edin. Karşınızda oturuyor. Yüzündeki çizgiler, bakışlarındaki ifade... Hepsi sizin bugünkü eylemlerinizin bir sonucu. Ona ne sorardınız? "Mutlu musun?" "Başardık mı?" "Neyi farklı yapmalıydım?" Peki, onun size ne söylemesini isterdiniz? "Teşekkür ederim, o gün vazgeçmediğin için," mi, yoksa "Neden? Neden o adımı atmaktan bu kadar korktun?" mu? Bu zihinsel egzersiz, soyut geleceği somut bir karaktere büründürür ve bizi eylemlerimizin sorumluluğuyla yüzleştirir. O masadan kalktığınızda, bugüne daha farklı bakacaksınız.
Her gün önümüzde iki seçenek var: Geleceğimiz için bir "pişmanlık envanteri" mi biriktireceğiz, yoksa bir "minnet günlüğü" mü oluşturacağız? Yapmadığımız her şey, söylemediğimiz her söz, ertelediğimiz her başlangıç, o envanterin bir parçası olur. Attığımız her küçük adım, öğrendiğimiz her yeni bilgi, gösterdiğimiz her cesaret kırıntısı ise o günlüğün sayfalarını doldurur. Seçim tamamen bize ait. Düşüncelerinizi mail adresimizden poffypuf@gmail.com aracılığıyla bizimle paylaşabilirsiniz. Bu konuda atacağınız ilk adım, belki de gelecekteki size bir mektup yazmaktır. Ona hedeflerinizi, hayallerinizi ve onun için bugünden itibaren neler yapacağınızı anlatın. O mektup, sizin yol haritanız ve motivasyon kaynağınız olsun.
Sonuç olarak, gelecek bir gün "gelecek" değil. Gelecek, tam olarak şu an. Aldığınız her nefes, kurduğunuz her cümle, yaptığınız her seçimle onu yaratıyorsunuz. Beş yıl sonraki benliğiniz, sizin eseriniz olacak. Ona gurur duyacağı bir geçmiş, yani harika bir "bugün" hediye edin. Çünkü zaman geri alınamaz ve gelecekteki siz, bugünkü tembelliğiniz için size teşekkür etmeyecek.
KVKK Uyarısı: Gönderilen mailler KVKK’ya uygun şekilde paylaşılmayacak, paylaşılmasını istediğiniz durumlarda lütfen ayrıca belirtiniz.
Ebeveynler ve eğitimciler için not: Bu düşünce egzersizini gençlerle yapmak, onların hedef belirleme ve eylemlerinin sorumluluğunu alma becerilerini güçlendirmek için ufuk açıcı bir başlangıç noktası olabilir.