Sosyal medya akışınızda geziniyorsunuz: Biri sokak hayvanlarını beslerken çekilmiş bir fotoğrafını paylaşmış, bir diğeri yaptığı bağışın dekontunu "çorbada tuzumuz bulunsun" notuyla yayınlamış. İlk bakışta ne kadar harika, değil mi? İnsanları iyiliğe teşvik eden bu paylaşımlar masum görünebilir. Peki, kameranın deklanşörüne basıldığı an ile iyiliğin yapıldığı an arasındaki o kısacık sürede niyetimiz ne kadar saf kalabiliyor? Bu yazıda, iyiliği bir vitrin malzemesi yapmanın ötesine geçip, onu en saf haliyle, yani gizlice yapmanın karakterimiz üzerindeki dönüştürücü gücünü konuşacağız.
Modern dünya bizi sürekli olarak "görünür" olmaya itiyor. Yediğimiz yemekten okuduğumuz kitaba, yaptığımız iyiliklere kadar her şeyi belgeleme ve paylaşma dürtüsüyle yaşıyoruz. İyilik yaptığımızda aldığımız takdir, beğeni ve olumlu yorumlar, beynimizde adeta bir ödül mekanizmasını tetikliyor. Bu durum, farkında olmadan bizi bir "iyilik bağımlısı" haline getirebilir; artık eylemin kendisinden çok getireceği sosyal onayı arzulamaya başlarız. Motivasyon sadece ve sadece "doğru olanı yapmak" olduğunda, karakterimiz spot ışıklarının altında değil, kendi vicdanımızın sessizliğinde inşa edilir.
Tarih boyunca pek çok felsefi ve dini öğreti, en erdemli yardımın gizli yapılan yardım olduğunu vurgulamıştır. Ünlü Yahudi düşünür İbn Meymun’un "Sadaka Merdiveni" kavramında en üst basamak, verenin kime verdiğini, alanın da kimden aldığını bilmediği yardımdır. Bu, eylemi kişisel kimliklerden ve beklentilerden tamamen arındırır. İyilik, bir kişiden diğerine giden bir hediye olmaktan çıkar ve adeta evrensel bir akışın parçası haline gelir. Kimliğinizi gizlediğinizde bireysel tatminin çok ötesine geçer, kolektif bir insanlık bilincine hizmet edersiniz.
Gizlice iyilik yapmak, aynı zamanda bir samimiyet testidir. Kimse görmediğinde, takdir etmediğinde, hatta teşekkür bile etmediğinde hâlâ o iyiliği yapar mıydınız? Cevabınız evet ise değerlerinizin ne kadar köklü olduğunu anlarsınız. Bir arkadaşınızın masasına görmeden sevdiği bir çikolatayı bırakmak, apartman görevlisinin kapısına isimsiz bir teşekkür notu asmak veya bir öğrencinin gizlice masraflarını karşılamak... Bu eylemlerin hiçbiri sosyal puan kazandırmaz. Ama çok daha değerli bir şey kazandırır: Dışarıdan gelen geçici onaylardan katbekat üstün olan öz saygıyı.
Peki, nereden başlamalı? Büyük ve maliyetli şeyler düşünmenize gerek yok. Birinin yere düşürdüğü bir eşyayı fark ettirmeden yakınına koymak, otobüste daha yorgun birine yer verip hemen başka yöne bakmak ya da bir kahve dükkanında sonraki kişi için isimsiz bir kahve ısmarlamak... Bu küçük, görünmez eylemler bir kartopu gibi büyüyerek manevi atmosferi değiştirir. Kendinize bir meydan okuma belirleyin: Bir hafta boyunca her gün kimsenin haberi olmadan bir iyilik yapın ve günün sonunda sadece o anın size verdiği hissi düşünün. Düşüncelerinizi poffypuf@gmail.com aracılığıyla bizimle paylaşabilirsiniz. Unutmayın, en güçlü ağaçlar en sessiz ormanlarda büyür; karakter de alkışların gürültüsünde değil, vicdanın sükûnetinde olgunlaşır.
İyiliği paylaşmak başkalarını teşvik edebilir, ancak onu gizli tutmak ruhu ve karakteri besleyen eşsiz bir erdemdir. Eylemin kendisini ödül haline getirdiğimizde, dünyayı güzelleştirirken kendi karakterimizin de en sağlam versiyonunu inşa ederiz.
Gönderilen mailler KVKK’ya uygun şekilde paylaşılmayacak, paylaşılmasını istediğiniz durumlarda lütfen ayrıca belirtiniz.
Ebeveynlere/Öğretmenlere Not: Çocuklarınıza "iyilik günlüğü" tutturmak yerine, onlara kimseye söylememeleri şartıyla yapacakları "gizli görevler" vererek bu değerli erdemi oyunlaştırarak öğretebilirsiniz.