Ebeveynlik yolculuğunda hepimizin en çok zorlandığı anlardan biri, şüphesiz çocuğumuzla girdiğimiz o bitmek bilmeyen inatlaşma tünelleridir. Parktan eve dönme saati geldiğinde direnen, yemeğini yememek için kaşığı iten ya da o ayakkabıyı giymemek için kendini yerden yere atan bir çocuk… Bu sahneler, çoğu zaman sabrımızı sınar ve bizi bir güç savaşına davet eder. Peki, bu anlar gerçekten bir irade çatışması mı, yoksa buz dağının görünmeyen yüzünde bize anlatılmaya çalışılan çok daha derin bir mesaj mı var? Eğer bu inatlaşmaları bir savaş olarak değil de bir iletişim çabası, bir ihtiyaç çağrısı olarak görürsek, tüm dinamik değişebilir.
Çocuklar, özellikle de okul öncesi dönemde, duygularını ve ihtiyaçlarını yetişkinler gibi kelimelerle ifade etme becerisine henüz tam olarak sahip değildir. Onlar için "hayır" demek, çoğu zaman "Şu an kontrolün bende olduğunu hissetmek istiyorum," "Yorgunum ve dinlenmeye ihtiyacım var," "Beni görmeni ve duymanı istiyorum," ya da "Bu durum bana kendimi güvensiz hissettiriyor" demenin en basit yoludur. Bizler ebeveyn olarak bu "hayır"ın arkasındaki asıl ihtiyacı duyabildiğimizde, inatlaşma duvarına tuğla örmek yerine, çocuğumuza ulaşan bir köprü inşa etmeye başlarız. Örneğin, markette istediği çikolata için ağlayan bir çocuğun ihtiyacı sadece o şekerleme olmayabilir. Belki de gün boyu sizinle yeterince bağ kuramadığını hissetti ve o an sizinle bir etkileşim başlatmanın, ilginizi çekmenin yolunu bu şekilde buldu. Bu perspektifle bakıldığında, ona "Sana yüz kere hayır dedim!" diye bağırmak yerine, göz hizasına inip "Şu an bir şey istediğini ve alamayınca üzüldüğünü anlıyorum. Eve gidince birlikte oyun oynamaya ne dersin?" demek, ihtiyacına verilen bir yanıttır ve bu yanıt, anlaşıldığını hisseden çocuğu sakinleştirir.
Bu yaklaşım, çocuğa sınır koymamak ya da her istediğini yapmak anlamına gelmez. Aksine, sınırları korurken onun duygusunu ve ihtiyacını anladığınızı göstermektir. Sınırlar gereklidir ve çocuğun güvende hissetmesini sağlar. Ancak sınırları katı duvarlar gibi örmek yerine, şefkatli ve anlaşılır bir çerçeve olarak sunmak kritik öneme sahiptir. Çocuğun direncini kırmaya çalışmak yerine, o dirence sebep olan duyguyu onaylamak, ebeveyn ve çocuk arasındaki güven bağını güçlendirir. "Şu an çok öfkelisin çünkü oyunu bitirmek istemiyorsun, anlıyorum. Ama uyku saatimiz geldi. Gel, en sevdiğin kitabını okuyalım," cümlesi hem sınırı (uyku saati) belirtir hem de çocuğun duygusunu (öfke, oyuna devam etme isteği) geçerli kılar. Çocuk, isteği olmasa bile duygusunun anlaşıldığını hissettiğinde iş birliğine daha açık hale gelir.
Bu süreçte kendimize sormamız gereken en önemli sorulardan biri şudur: "Bu an, benim kazanmam gereken bir savaş mı, yoksa çocuğumla bağ kurmam için bir fırsat mı?" Çoğu zaman kendi yorgunluğumuz, stresimiz ve kontrolü kaybetme korkumuz, bu anları kişisel bir mücadeleye dönüştürmemize neden olur. Oysa bir adım geri atıp derin bir nefes aldığımızda, karşımızdakinin bizi alt etmeye çalışan bir rakip değil, sadece anlaşılmaya ve güvende hissetmeye çalışan küçük bir insan olduğunu fark ederiz. Düşüncelerinizi mail adresimizden cguhasiptekin@gmail.com aracılığıyla bizimle paylaşabilirsiniz. Bu anları birer öğrenme ve bağlanma fırsatı olarak görmek, ebeveynlik yolculuğunu daha huzurlu ve anlamlı kılar. Unutmayın, çocuğunuzun size karşı değil, kendi içinde başa çıkamadığı bir duyguya veya ihtiyaca karşı savaştığını anladığınızda, onun en güçlü müttefiki olursunuz.
KVKK Uyarısı: Gönderilen mailler KVKK’ya uygun şekilde paylaşılmayacak, paylaşılmasını istediğiniz durumlarda lütfen ayrıca belirtiniz.
Ebeveynlere Not: Çocuğunuzun en çok inatlaştığı anları ve bu anların altında yatan olası ihtiyaçları bir yere not almayı deneyin. Bu küçük egzersiz, zamanla çocuğunuzun davranış kalıplarını daha net görmenize yardımcı olacaktır.